26 Nisan 2008

Oynaya oynaya gelin çocuklarrr..!!! el ele el elee veriinn çocuklar...!!!

Tüm dünya çocuklarının ulusal egemenlik ve çocuk bayramıınıı yürekten kutluyorumm.::)))) Bu pasta her ne kadar bu amaçla yapılmadıysa da ogün 3 yaşına basan yeğenimin doğum günü pastası olmakla birlikte ister istemez 23 Nisan gününün anlam ve önemi de kendiliğinden yansıdı pastamıza...

Akşammenüsünün ilk zamanlarında bendeniz Elif ablam Nükhet e bir kaç tarifle birlikte eşlik etmiş ancak onun özellikle şeker hamuru konusunda çok hızlı ve başarılı tırmanışı sonucunda kendisinin hızına yetişemeyerekk pes etmiş ve hatta blogundan ismimi silmesinin doğru olacağını düşünmüştüm.. Baktım hala blogunun başında ismin yazılı madem öyle sıvadım kolları şeker hamurlu pasta denemelerine...
Nasıl mı? Bir gün tlf daki ses pastaland dan aradıklarını ve günebakan tarlaları Hülya nın ertesi gün şeker hamuru kursu vereceğini ve benide davet ettiklerini bildiriyordu.. Büyük bir sevinçle daveti kabul ettim ve ertesi gün soluğu pastaland de aldım. Hülya Hn la tanışmış ve aynı ortamda kahkahalar eşliğinde yaptığımız modellemelerle keyifli bir gün geçirmiştik.. Kahh.. yaptığımız ineklere kah... uğur böceğinin bakışındaki ifadeye güldükk..eğlendik.. Pastaland a ve Hülya Hn a buradan teşekkürlerimi iletiyorum bu vesile ile..:)
Buradan almış olduğum şevk ve cesaret ile yeğenimin 2 hafta sonraki 23 nısanda kutlanacak olan doğumgünü pastasını kendim yapmaya karar verdım.. Ve işte pastamızın tarifi ve oluşan kareler..
Pastamızın keki ablamın çoğu pastalarında kullandığı Emel Başdoğan ın şuradaki pandispanyasından. Yalnız pastanın bıraz kalın olması için ölçüleri 6 yumurta değilde 9 yumurtaya göre artırarak kullandım..İç kreması ise Goofy pastasının içinde kullanılan ve yine menşe-i Emel Başdoğan a ait vanilyalı krema ile Zinnur a ait çikolatalı ev yapımı pudingden meydana geliyor..
İçi krokantlı .. 1 bardak antep fıstık kırığı , 1 bardak fıntık kırığı ve 1 bardak ta toz şekeri 1 tatlı kaşığı tereyağ ile kısık ateşte şekerler eriyip sertleşene ve kokusu çıkana dek teflon tavada kavurdum.. Kekin ilk katını portakal reçelinin suyu ile hafif ıslatıp vanilyalı kremayı üzerine krokanları ve üzerine bitter çikolata parçaları koyup kekin ikinci katınıda reçelle ıslattıktan sonra bu sefer çikolatalı kremayı ve yıne bol krokanı döşeyip bir miktarda beyaz çikolata parçaları serpip son kat ile pastayı kapattım . Gecenin bir yarısı pastanın en üstüne ganaj yapmayı üşendiğimden artan çikolatalı kremadanda ince bir astar çektim. Ne yalan söylimm.. benim gibi çikolata hastası biri için mükellef bir ziyafetti..


Ve gelmiştim benim için işin en zor ve en riskli bölümüne. Bir gece önceden kurabiye kalıpları yardımıyla hazırlamış olduğum renkli bebek figürlerini beyaz bir zemin üzerine oturtmalıydım ve pastanın üst kreması çikolatalı olduğu içinde şeker hamurunu çok ince açmamalıydım ki hem zeminin koyu tonu şeker hamurundan sızmasın hemde yırtılmasın .. Ve işte benim için çok başarılı bir kaplama ::))) Sonundaa başardımm hemde en küçük bir hata yok ne yırtılma ne katlanma .. ne küçük bir iz..::)) Ve sabahın 4 unde yapılan bu çalışmaya büyük bir zevkle bebeklerimide eklemiş ve ezan sesi ile birlikte mutlu tebessüm dolu gözlerle yatağıma doğru yol almıştım... Ablaaaa... nasıl sınıfı geçtim mii??::))))


Bir dünya bırakınn..biz çocuklaraa.. ıslanmış olmasınn göz yaşlarıylaa.. Oynaya oynaya gelin çocuklaaar.. el ele el ele verin çocuklaaarr..!!!

14 Nisan 2008

ANNE KIZ

Lezzetli bir zencefillli kurabiye, ayrı ama yakın zamanlarda kutlanan anne kız doğum günü, küçük kızların favorisi bir barbie pasta ve hepsi Lila renginde. Neden mi? İnanın onlara bu renk çokkk yakışıyor. Ve ben onları çok seviyorum. İyiki doğdunuz ve yaşamıma dokundunuz.

06 Nisan 2008

KURABİYE CANAVARLARI

Biz burada çok güzel bir etkinlik gerçekleştirdik geçen haftalarda. Burada ihtiyaç listesi bildiren öğretmenlerimizden birinin çağrısına kulak verdik ve bir yardım pikniği organize ettik. Ama bu yazıda asıl konum bu piknik değil, asıl mesele çocuklarımızın başka cocuklar için düzenlenen bir organizsayona dahil edilmesinde. Biz istedik ki onlar da toplayacağımız bu yardım parası için katkıda bulunsunlar, daha şimdiden başkaları için de bir şey yapabileceklerinin bilincine varsınlar. Bu amaçla aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu çocuklar ve kadınlar bir araya geldiler ve bir kurabiye atolyesi oluşturdular. Evlerden pişip gelen bir sürü kurabiyeyi neşe içinde süslediler. Neredeyse tüm çocuklar kurabiyeleri ne amaçla süslediklerini biliyorlardı. Ve bu takdir edilesi davranışları yüzünden de üstlerinde "BEN BUGÜN BİZ OLMAYI ÖĞRENDİM" yazılı madalyalarını gururla birer birer aldılar. İnanamazsınız onların yaratıcılıklarına, hiç ummadığım sayıdaki kurabiyeleri süper bir konsantrasyonla dekore ettiler. Ama şunu da belirtmeden duramayacağım anneleri de bu işe bayıldılar araya kendi yaptıkları kurabiyeleri sıkıştırdılar.
Kurabiyelerin süslenmesi bitip de süslemeleri kuruyunca geride kalan anneler onları bir güzel alladılar pulladılar, ertesi gün için görücüye çıkacak bir gelini hazırlar gibi gayret gösterdiler. Çok yorucuydu herkes için ama o kadar güzeldi ki. Ertesi günü yapılan pikniğimizde de tüm çocuklar hazırladıkları kurabiyeleri kendileri satarak paralarını bizlere taşıdılar. Ve o kadar güzel yürekli anne, baba, abla ağbi vardı ki o piknikte tüm hepsini belirlediğimiz fiyatın çok üstünde paralara satın aldılar. Çocukların o paraları kazanmalarını ve bizlere gururla getirmelerini görmenizi çok isterdim. Gerçekten de tüm kurabiyeler satıldı ve çok güzel bir para toplandı.

Kimdir bu güzel çocuklar derseniz aşağıda hepsini görebilirsiniz. Benim o gün onlar çalışırken, yaptıkları işin bilincinin farkında olmalarından, ciddiyetlerinden ve satıştaki heveslerinden dolayı yüreğim sevinçle doldu taştı tıpki o gün orada olan herkes gibi. Gelecek bu çocukların elinde umarım ki çok daha güzel olacak.




Pasta Gönüllülerinden

Akşam Menüsünü takip edenler bilir. Ara ara buradaki bayanlarla biraraya gelip pasta çalışmaları yapıyorduk. O çalışmalar sonlanmış değil ama asıl bahsetmek istediğim bu çalışmaları birlikte yaptığımız arkadaşlarımızdan bazılarının bu işi devam ettirdikleri.Mesela Asuman, birlikte yaptığımız bir iki çalışmadan sonra azimle uğraştı hatta üstüne kursa gitti ve şimdi çok güzel kremalı pastalar yapıyor. Geçenlerde biraraya geldik ve easter için çok güzel bir kurabiye süsleme çalışmasında ona yardım ettik. Birbirinden cici kurabiyeleri Asumanın becerikli elleriyle paketleyip sunuşuna bayıldım. Okuldaki bir etkinlik için yapılan bu kurabiyeler oradaki masalar içinde en ilgi çekici olanlardı inanın.
Sonra Mine, birlikte yaptığımız derslerden kısa bir süre sonra hemen eşinin doğumgünü için bir pasta hazırladı. Öyle büyük bir pastayı kaplamasına ve buna cesaret etmesine hayran kalmamak elde değildi. Mine'nin bu işe ilgisi sadece bu pastayla sınırlı kalmadı. Hem ortak yaptığımız pastalarda çok güzel figürler çıkardı (bkz noel babanın yanındaki geyik) hem de gelecek yazımda bahsedeceğim miniklerin kurabiye süsleme organizasyonunda çok güzel eğitmenlik yaptı.
Ayşen de bu yukarıda gördüğünüzden başka bir çok pasta daha yaptı sevdiklerine, ama bu pasta geldiği son nokta olduğu için, ve yapıldığı aileyi birebir yansıttığı için buradan ben de paylaşmak istedim sizlerle. Sizce de tam bir profesyonel işi olmamış mı?
Onları şeker hamuru ile tanıştırıp bu işe merak salmalarına bir nebze katkıda bulunduğum için benim de içimi büyük bir mutluluk kaplıyor onların yaptıklarına bakarken.
Ellerinize sağlık kızlar.

Dünyayı Güzellik Kurtaracak

doctus

"Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey"
diyor Zülfü Livaneli türküde. Ama sanırım insanı sevmenin yolu da çocuğu sevmekten geçiyor. Bir çocuğu sevmeyen, ona kötü davranan ya da bir şekilde istismarına neden olan herkes dünyanın yokoluşuna, etrafımızı gittikçe saran kötülüklerin artışına katkıda bulunuyor demektir. Ama daha da önemlisi çocuğa yapılan her istismar onun kişisel tarihine derin, kötü bir iz bırakmak demektir. Kendini savunmaktan henüz aciz yavrularımıza yapılan her türlü istismarı kınıyorum ve "Çocuk İstismarını Durdurun " diye haykırmak istiyorum.
Doctus sitesi bu konuyla ilgili "Dünyayı Güzellik Kurtaracak"isimli mimi başlatmış. Elbette ben de iki çocuk annesi olarak Sevgili İpek'in çağrısıyla bu mime katılmadan edemedim.
Bu konu kendimde bir özeleştiri yapmamı sağladı. Evet belki ilk aklımıza geldiği şekliyle bir istismar sözkonusu değil çocuklarımıza ama ben ve bir çok ebebeyn hayatımızın günlük koşturmacaları, iniş ve çıkışları içerinde tamhammül gücümüzün yerlerde süründüğü saatlerde, normalde daha hafif atlatılabilecek bir durumu, çocuklarımıza gereğinden çok kızarak, bağırarak, sanki günün yorgunluğunu onlardan çıkararak yaşıyoruz. Bu mim bana bu konuda daha dikkatli olmamı söyler oldu şuradaki çocuk istismarı afişini gördüğümden beri. O yüzden sizinde
dikkatinizi bu noktaya çekmek istedim.

Mim'in gereklerinden biri de çocukluğumuza ait hatırladığımız bir şarkıyı yazmak. Aslında ilk olmasa da cocukluğum ve şarkılar deyince aklıma gelen Bursa'da annemle birlikte katıldığımız kına gecelerinde söylenen türküler, şarkılar. Geneli insanı şıkır şıkır oynatan, bir kaçı ise gelini hüzünlendirmek iiçin söylenenlerden. Ama ben buraya okul yıllarıma ait bir şarkıyı yazmak istedim. Çocukluk şarkısı denince ilk aklıma gelenlerden.
ILGAZ
Ilgaz Anadolu'nun
Sen yüce bir dağısın
Baharla yeryüzünde
Güzellerin bağısın
Yalçın kayalıkların
Göklere yükseliyor
Senin dumanlı başın
Bulutları deliyor
Yükseklerden akıyor
Ne güzel berrak sular
Eteklerinde otlar
Sürülerle kuzular

Kimbilir belki de hiç müzik yeteneği olmayan benim flütle çalabildiğim ilk ve tek şarkı olmasıdır bu şarkıyı özel yapan benim için.
Ve zinciri koparmamak için ben de bu mime taze blogculardan Eda'yı ve eski blogculardan Nezaket'i davet etmek istiyorum.

30 Mart 2008

PASTAKOLIK

Yaman etkinlikler kapsamında bir etkinlik var sırada. İsminden de anlaşıldığı gibi pasta yapmadan duramayan, pasta dekore etmeye bayılanların etkinliği. Evet evet itiraf ediyorum tam da bana göre. Uzun süredir etkinliklere katılamıyordum ama ama bu etkinliği kaçırmam düşünülemezdi bile. Nasıl bir pasta yapsam diye düşünürken niye kendimi yapmıyorum ki dedim bende. Pastası bitmiş ama mutfağı ile kendi de tükenmiş bir Nükhet çıktı ortaya. Aslında gerçekte mutfağım çok daha kötü oluyor ama kıyamadım pastamı o kadar dağıtmaya. Sevgili Pasta Cafe'den Özlem!in ev sahipliğinde gerçekleşen bu etkinlik sayesinde ilk defa kendim için bir pasta yaptım bende. Teşekkürler Özlem ve Ayşe. Gerçekten tam anlamıyla sabırsızlıkla bekliyeceğim etkinlik pastalarını.
Kekimiz Emel Başdoğan'nın kakaolu ıslak pandispanyasının kakaosuz hali. Yani;
6 büyük boy yumurta (sarısı ve beyazı ayrılacak)
170 gr toz şeker
1/2 çay bardağı çilek şurubu
160 gr un
Yumurtaların beyazını şekerin yarısı ile çırparken, diğer yandan unumuzu bir kaba eleyelim. Yumurta beyazları kabı ters çevirdiğinizde dökülmeyecek hale gelene kadar çırpılacak. Sonra yumurtanın sarısı ile kalan şeker sarıların rengi açılana kadar çırpılacak ve o aşamada çilek suyu eklenecek (orijinali portakal suyu da bu sefer değişiklik yaptım). Yumurta sarıları beyazlarına eklenerak fazla karıştırmdan katlama tekniği ile yedirilecek. Ardından da un elenerek konacak ve katlanmaya devam edecek. Unlar görünmez hale gelince kekimiz kalıba girmeye hazır demektir. Resimlerle tarif için şuraya da bakabilirsiniz.
Katları şeftali konservesi ile ıslattım ve şeftali ile çilek koydum. Tabiki ganaj eşliğinde. Sonra da geriye gece geç saate kadar yapılan dekorasyonu kaldı.

Bana etkinliğe çok uydu gibi geldi siz ne dersiniz?

08 Mart 2008

DEFNE KUZUSUNUN PASTASI

Benim minicik güzel küçük kızım bir yaş dada büyüdü. Henüz ablası büyüyememişken gözümde arkasında gelen Defne"nin bile 2 yaşını bitirmiş olmasına halen inanamıyorum. Kuzucum inşallah tüm hayatın boyunca yüzün bu resimdeki gibi gülsün, için hep mutlulukla dolu olsun.

Ezgoş'un kutlamalarından sonra Defne"ye herhangi bir şey yapmamak düşünülemezdi bile. Ama henüz yeni atlattığım doğum günü hazırlıklarını yeniden kaldırabileceğimi de hiç sanmıyordum. O sebepten biraz kolayına kaçmak için hem de farklılık yaratmak amacıyla bu sefer de doğum günümüzü bir piknik havasında parkta yapalım istedik. Yiyecek olayını abartmadan elimize pastamızı, içeceklerimizi ve elbette pastamızı alarak parkın yolunu tuttuk. Arkadaşlarımızda bizi yalnız bırakmadılar, güneşli, keyifli bir gün geçirdik.
Henüz Defne bir talepte bulunmadığı için pastasını alabildiğince özgür ve tembel tasarlamak çok işime geldi. Bir kere kesmek ve ikram sorunu olmasın diye minik kekler yapmaya karar verdim. Sonrada onları 2 şeklinde dizmek hoş olur diye düşündüm. Minik kekleri o formda tutabilmek için de alttaki 2 şeklinde başka bir keke oturtmak çok akıllıca oldu. Tek yalnış verdiğim karar keklerin üstünü krema ile süslemek konusundaki ısrarım oldu. Butter kremden hoşlanmadığım için de yaptığım kendi peynirli kremamın sıcakta eriyişini ve figürlerin bazılarının krema üzerinde renk bırakışlarını seyretmek zorunda kaldım. Allahtan akıllılık edip büyük figürlerin altını şeker hamuru ile kaplamıştım. Uzun lafın kısası siz siz olun dışarıda, güneş altında yapacağnız bir kutlamada kremalı pasta kullanmayın.
** İki şeklindeki kekim şuradaki tariften portakallı kek olarak yapıldı.

** Üst minik cup cakeler ise önce frambuazlı, çikolatalı bir tariften yapıldı ama sonuçta ortaya çıkanlar bana göre başarısız oluna buradaki garantili tariften yeniden pişirildi.

** Krema ise labne, toz krem şanti, süt kremsı ve tereyağdan yapıldı. Sıkılmasında ve sonrasında kıvamı çok iyiydi ama uzun süre dışarıda kalınca iyi olmadı.

Defnoş'un sevdiği Barney ve arkadaşlarını yapmak ilk baştan beri aklımda olan bir fikirdi. Ama evdekilerin ısrarla Pingu'ya olan sevgisinin altını çizmeleri pastaya Pingu'nunda girmesine neden oldu. Eh Pingu Barney'nin yanında kel alaka olunca ben de başka minik minik figürleri de oturtarak ortaya karışık bir şey çıkardım.

Daha önce ciddi anlamda pek kullanmadığım marshmallowlarla da daha yakın çalışma fırsatım oldu. Özellikle esneme özellikleriyle bir çok pasta dekorasyonunda şeker hamuruna yardımcı oyuncu olarak çalışmalarıma katılmalarına karar verdim.
Böylece bir seneyi daha kapattım çocukların doğum günleri açısından. Her sene olduğu gibi bu sene de seneye bu işi abartmayacağımı söylüyorum ama 6 senedir becerebilmiş değilim. Umarım seneye.

24 Şubat 2008

Power Rangers

Can 6 yaşında bir delikanlı, haliyle enerji dolu. Kendi gibi enerjik kahramanlardan olan Power Rangersları seçmesi pasta için çok anlaşılır o yüzden. Ama hayatında power rangersı sadece bir iki kere TV de göz ucu ile görmüş olan ben için durum biraz korkutucuydu. İnternette yapılan kısa bir araştırmadan sonra onlarında bir kaç çeşidinin olduğunu, hepsinin kostümlerinin farklı ollduğunu öğrendim. Ama bunları Ezgiye sorsaymışım zaten o hepsini biliyormuş. Herneyse sonuçta power rangerslerı ayakta yapmak cok zahmetli olacağı için bari dedim Can`nın hediye paketinden çıksınlar ve sonunda aşağıdaki görüntü çıktı ortaya.
Neşeli bir çok çocuğun gülerek koşturduğu güzel güneşli bir günde Can'nın doğum günü masasını süsledi bu pasta da. Sonra kesildi, yenid ve bu fotoğraklarla benim pasta tarihimdeki yerini aldı.
Keki madeira kek,
Kreması içi ve dışı ganaş,
aralarda da bol bol parça çikolata.
Çikolatanın damaklarımızda bıraktığı o harika tat gibi geçsin bütün yaşamın Can. Yeni yaşın kutlu olsun.

17 Şubat 2008

Bir Doğum Gününün Ardından

Eskiden küçük kızım diye sevdiğim, abla olmasıyla otomatikman büyük kızım olan Ezgi gerçekten de büyüdü ve 6 yaşını bitirdi geçtiğimiz hafta. Onun 6 yaşına girmesi tüm yurtta törenlerle kutlanmadıysa da bizim cephede iki partiyle, bana bitmek bilmeyen gelen hazırlıklarla kutlandı ve şimdiden öbür doğum günüme daha çok mu var sorularıyla nihayete erdi. Hersene olduğu gibi bu sene de olayı abartmayacağım desem de kızımdaki heyecan, ben de onun heyecanını görüp mutlu etme isteği ve elbette pasta yapma merakı bir araya geldi ve biri okulda biri de apartmanımızın oyun yerindeki iki kutlama çıktı ortaya.

Asıl doğum günümüzün olduğu 12 Şubatta pastamızı ve çocuklara hediye verilmek üzere hazırlayıp paketlediğim aşağıdaki kurabiyeleri yüklenip okula gittim. Ezgi için okuldaki arkadaşlarıyla doğum günü kutlamak çok önemliydi, o yüzden cıvıl cıvıldı. Mumlar üflendi pasta kesildi, teker teke çocuklara hediyeleri verildi. Tüm bunları hazırlamak için bir gece önceki uykusuzluğum, onların bu pasta çok lezzetliymiş deyişleri ile hediyelerinin kurabiye mi oyuncak mı olduğunu ayırt edememenin şaşkınlığını yüzlerinde görmem ile geçip gitti. Prenses pastamızın pandispanyası; çikolatalı kek, iç kreması; süt kreması, pudra şekeri ve krem ole ile oluşturulmuş turulmuş beyaz krema, içi; ananas, şeftali ve muzdan oluşan, dışı ise ganajdandı.
Kurabiyelerimiz ise burada daha önce renkli olarak yaptığım kurabiyelerin renklendirilmeden pişirlmiş haliydi.
Gene de bizim aslı partimiz hafta sonu oldu. Masamızı da bu şato şeklinde pasta süsledi. Dekorasyon aşamasında itiraf etmeliyim ki çok ümitsizliğe kapıldım. Sadece hamurla kaplanmış hali benim gözüme o güne kadar yaptığım en kötü pasta olarak geliyordu. Ama biraz süslemeyle durumu kurtardım diyebilirim.
Pastayla ilgili bir iki detay paylaşmak istiyorum:

1- Emel Başdoğan'nın kakaolu pandispanyasını yaptım

2-İçine mascarpone, süt kreması, pudra şekeri, çilek sosu ile lezzetlendirdiğim kremadan sürdüm, çilekler döşedim

3-Dışını gene ganaj yaptım.

4- Kule olacak kısımları ise tam tersine sade pandispanya ile yaptım ve içine sadece ganaj sürerek rulo yaptım. Pandispanya tarifini sonra vereceğim çünkü çok lezzetli ve rulo pastalara özel bir tarifti. Ama benim hesaba katamadığım bir şey oldu. rulo kulelerim kekin yumuşaklığından dolayı istediğim gibi düzgün durmadı. Sanırım yağlı ve daha tok bir kek kullanmalıymışım ben bu pastada. Ama bir iki ankraj çalışmasıyla onları da ana pastaya sabitlemeyi başardım çok düzgün durmasalarda.

5-Özellikle bu pasta da keşfettim ki ben pastayı kesinlikle dolaptan yeni çıkmış ve aç karınla seviyorum. Parti sırasında yediğim pasta ile kalan pastanın ev de dolapta bekledikten sonraki hali arasında bence çok fark vardi. Soğuk hali bir harikaydı.

Çocuklar elbette çok beğendiler pastayı, onlar için benim kusur dediğim hiç bir şeyin önemi yoktu, şatoya benzemesi yeterliydi.
Bir parti söz konusu olurda başka yiyecekler olmaz mı?
Mesela şu yeşil olan pasta daha önce kızkardeşimin burada yazdığı ıspanaklı kekin azıcık dekore edilmiş hali. Diğer tuzlu kurabiyeler ise Selin Çağlayan 'ın tarifini buradan aldığım kurabiyelerinden. O onları balık şeklinde yapmıştı ben ise yukarıda yaptığım kurabiyelerin kalıplarıyla kestim.
Aslında sıradaki biscotti tarifini de uzun uzun buraya yazmak istiyorum bir ara kayıtlarımda bulunması açısından ama ben yazana kadar siz Cafe Fernando'ya uğrayıp Sevgili Cenk'in zevkle uyguladığım tarifini kullanabilirsiniz. Oraya gitmişken onun haşhaş tohumu ile yaptığı ve kesilikle çok çok daha muntazam olan milföy çubuklarına bakabilirsiniz.
Partinin bitiminde Ezgi'ye sordum eğlendin mi diye. "Çok dedi çok eğlendim". En çok dedim nesi güzeldi peki. "Herşey öylesine güzeldi ki" diye cevap verdi. İşte bu da herşeye değdi.

04 Şubat 2008

GOOFY

Sanırım yılın bu ilk aylarındaki en büyük faaliyetlerden biri doğum günleri olsa gerek. O kadar çok doğumgünü organizsayonu duyar oldum ve bunların da bir kısmına gider oldum ki tüm çocuklar bu zamanlarda doğmuş gibi geliyor. Üstelik benim kızların doğum günleri de çok yakında. Şimdiden onları planlamak, nerede yapılacağına, ne pasta hazırlanacağına, ikramlık nelerin olacağına, çocukları oyalamak için hangi aktivitelerin olacağına karar vermek zihnimi böylesine meşgul ederken çok hoş bir doğumgününe davet edildik bu hafta sonu. Ezgi'nin parti sonunda dediği gibi çok mutluydular hepsi. O yüzden güzel bir doğum günü partisi planlamaya devam. Bizim doğum günlerine daha var ama ben bu hafta sonu için küçük Alya'nın pastasını tasarlarken bir hayli sancı çektim. Googfy'ye büyük hayranlığı olan bu küçük hanım için uzun yıllardır seyretmediğim çizgi filmlerini aldım, internette resimlerini araştırdım Goofy'li pasta yapılmış mı tarandım. Sonuç şu ki Goofy'li modelleme pasta pek yapılmamış, yapıldıysa da yayınlanmamış. Ben de aldım bilgisayarımı karşıma, renklendirdiğim hamurları avuçlarıma, ne olur benzesin dualarıyla ortaya kocaman bu Goofy çıktı. Pastanın üstüne Goofy'yi oturttuk da, tek başına olmaz ki böyle sipsivri pastanın üzerinde. Onun arkadaşları Mini ve Miki'yi yapacak derman ise hiç kalmamış ben de. Ne olsun ne olsun derken pastanın dolayısıyla Goofy'nin bir partiye gidecek olmasından yola çıkarak ortamı derhal karnavala çevirecek minik aksesuarlar çıktı ortaya. Bir de bu aksesuarlarla bütünlük sağlasın diye kurabiyeler.

Sonunda Goofy'mizi, kurabiyelerimizi, çocuklarımızı alarak katıldığımız bu güzel organizasyonda en mutluluk verici an Alya'nın pastanın üzerinde oturan Goofy'yi gördüğünde suratına yansıyan şaşkınlıktı. Partide bir pasta daha vardı ve o kesildi, bizimkide ertesi gün başka bir kutlama için eve gitti. Annesinden aldığım bilgiye göre bütün gece buzdolabanı açıp açıp bakmış bizim meşhur sevimli köpeğe. Tüm hayatın o güzel yüzün gibi güzel, bugün yaşadığın mutluluklar gibi mutlu geçsin. Çok çok güzel yaşlara.

Pastayı bu sefer kakosuz yapmayı planladığım için başladım yağsız bir pandispanya tarifi aranmaya. Emel Hanımın bu tarifini pasta için çok uygun bulduğum için, bir iki araştırmadan sonra aynı kakaolu ıslak kekin içindeki kakao miktarı kadar unu ve bir kaç tarifte okuduğum nişastası ilave ettim. Tamam karışık oldu biraz, hemen yazıyorum. Tarif ortalama 25-26 cm çapındaki kalıbım için.

Kakaosuz Islak Pandispanya için

9 büyük boy yumurta (sarısı ve beyazı ayrılacak)
255 gr toz şeker
1/2 çay bardağı portakal suyu
220 gr un
2 çorba kaşığı mısır nişastası

1.Önce unumuzu ve nişastamızı bir kaba eleyip karıştıralım
2. Oda sıcaklığına getirdiğimiz yumurtalarımızı beyaz ve sarısı karışmayacak şeklide ayırıp ayrı kaplara alalım. Bunun için minik bir kaseye 1 yumurtamızı sarısını ve beyazını ayırarak kıralım. Sarısını diğer büyük kabımıza aktaralım, küçük kasedeki beyazımızı inceleyelim sarı var mı diye yoksa diğer büyük çırpma kabına alalım. Eğer azıcık bile sarı karışmışşa panik olmayalım. Bir kaşık yardımıyla sarıyı oradan alıp diğer sarılara aktarmak kolay. Ama yapamayacaksanız siz o yumurtayı ayırın diğeri ile devam edin. Böyle küçük kase ile çalışırsak diğer yumurta beyazlarını tehlikeye atmamış oluruz.
Şekerimizi ölçelim ve yarısını beyazlara yarısını sarılara koyalım.
Sarıları şekerle çırpalım, sarıların rengi açılınca ve şeker eriyince işlemin sonuna yaklaştık demektir. Bu aşamada da portakal suyunu da ekleyelim ve biraz daha karıştıralım.
3. Yumurtaların beyazlarını da ayrı yerde şekerle kar haline gelene kadar çırpalım. Eğer tartarınız varsa bu aşamada bir çimdik de ondan ekleyin ki beyazlar daha sert olsun. Dikkat edilmesi gereken kullandığınız mikser uçlarının tamamen temiz ve kuru olması. Beyazların çırpma süresi 5-10 dakika sürüyor. Yumurta tepecikleri oluşup katı bir kıvam haline gelince bırakın.
4. Şimdi mikseri bir kenara koyun. Yumurta sarılarını beyazların içine bir iki seferde katıp çırpmadan katlayarak nazik nazik tahta kaşıkla bir birine yedirin. (Sakın ola benim daha önce yaptığım gibi unu sarılarla karıştırmayın)
5. Unlu karışımın yarısını yumurtaların içine eleyin ve karıştırın gene nazik nazik, biraz karıştırdıktan sonra diğer yarısını da katın.
6. Unlar görünmez hale gelince de yağlanmış kalıbınıza alıp önceden ısıtılmış orta dereceli (yaklaşık 175 derece) fırında pişirin. Eğer bu sıraya uyduysanız korkmayın kek çok başarılı olacak. Ama sakın ilk yarım saat fırının kapısını açmayın.
Yapımı tamamen buradaki ile aynı olsa da bir kez de burada yazmakta fayda var.

İç kreması ise benim Feyhan'dan aldığım gene Emel Başdoğan'nın vanilyali krema;
225 gr toz şeker
75 gr nişasta
15 gr un
750 ml süt
2 yumurta
1 paket vanilya
1pk süt kreması
Toz şeker, un ve nişasta çelik bir tencerede karıştırılır. Ilık süt yavaş yavaş eklenir. Çırpıcıyla iyice karıştırılır. Homogen hale gelince, içine yumurtalar eklenir ve çırpılmaya devam edilir. Tencere kısık ateşe oturtulur ve sürekli karıştırılarak, koyu muhallebi kıvamına getirilir. Ateşten alınır ve içine vanilya eklenir. İyice soğuyunca, dolapta bekletilerek soğutulmuş, krema eklenir ve mikserle iyice karıştırılır. Üzeri kapatılarak dolapta biraz bekledikten sonra ise kullanıma hazır.
Üç kata ayırdığım pandispanyayı şeftali suyu ile ıslattım, arasına vanilyalı krema sürüp ananas, muz ve şeftali ile kapladım.

Üst kremasını ise benim klasik mascarpon peynirli kremamdan yaptım. Yani 200 ml krema ile bir miktar pudra şekerini mikserle katılaşana dek çirptım. Pudra şekeri miktarı vermiyorum ara ara tadıp bakın damak zevkinize göre. Koyulaşınca da mascarpone peyniri ekledim. Dolapta beklettikten sonra koyu kıvamı ile çok güzel kaplandı pasta.

02 Şubat 2008

Defne Nehir Pastası


Uzak diyarlardan birinde, Dubai diye bir yerde minik pek minik bir kız yaşarmış. Herkesin Defne Nehir diye çağırdığı bu güzel kız hayata merhaba diyeli 1 yıl olmuş Bir gün bu küçük hanımın annesi kızının ilk yaşını kutlamak üzere bir sürü insanı yapacakları doğum günü partisine davet etmiş. Partiye davet edilen Nükhet ise Nehir'in ilk yaş pastasını yapmaya talip olmuş. Defne Nehir' in annesi ve babannesi de ondan bu şirin modeli istemişler. Pastayı yapan Nükhet de güzeller güzeli Nehir hanımı modellemesinin imkanı olmadığı için ona arkadaşlık yapın diye bu miniği konduruvermiş pastasının üzerine. Sonra kapmış pastayı icabet etmiş partiye. Gerçekten de masallarda yaşayan prensesler gibi kabarık eteği, lüle lüle saçları ve gülümseyen yüzü ile ortalıkta salınan minik hanıma tüm güzel dileklerini sunmuşlar ailece. Masal daha bitmemiş aksine başlayalı henüz bir yıl olmuş ama sonsuza kadar mutlu yaşamaları muradımızdır bu böyle biline.

Biraz da teknik detaylardan bahsedecek olursam

* Pandispanyası Emel Başdoğan'nın buradaki kakaolu ıslak kekinden.

* İç kreması gene Emel Hanım'ın vanilyalı kremasından. Tarifini mutlaka kitaplarında bulabilsiniz ama benim gibi henüz edinemediyseniz Leziz Tariflerden Feyhan çok güzel anlatmış, kolaylıkla uygulayabiilirsiniz.

* Üst kakolu kreması ise Bizim Pastanen'nin arşivlerinden. Ev de bu kadar güzel bir puding yapılabileceğini tahmin edemzdim. Tek kelimeyle harika oldu. Bir ara uzun uzun taifini buraya da alacağım ama şimdilik Zinnur'un anlatmıyla buradan ulaşabilirsiniz.

* İçi ise frambuazlıydı.

05 Ocak 2008

MAKARONLAR


Artık benim de gözüm aydı, etekli makaronlarım oldu. Dolapta bekleyen yumurta akları hiç ummadığım kadar mutlu olmama neden oldu. Bundan önce bir kere denemiştim eteksiz ama lezzetli makaronları mideye indirmiştim. Bu sefer Zinnur'un yazdığı her satırı yutarcasına okudum, o da yetmedi bilgisayarımı da yanıbaşıma aldım ve dediklerini birbir yaptım. Geçen seferdekinden tek farkı bademleri un halinde almış olmama rağmen yazdığı gibi robotta yeniden çektim. Ve sonuç hiç nazlanmadan eteklenen MAKARONLAR. İlk önce çikolatalıları yaptım başarıya ulaşınca ertesi akşam da fıstıklılara el attım. Şu an bir yandan bu yazıyı yazıyor bir yandan keyifle fıstıklı makaronlarımı yiyiyorum. Ve size de eğer makaron yapmaya niyetliyseniz buraya yani Bizim Pastaneye uğramadan bu işe kalkışmayın diyorum. Teşekkürler Zinnur bu güzel paylaşım için.


Bunlar da bloglar sayesinde makoronları yeni tanıdığım ve henüz yapmaya çalışmadığım zamanlardan. Ama kim ne dersin desin çok güzeller değil mi?