Olur mu olmaz mı, yapar mıyım yapamaz mıyım derken kendimi pastaların süsleme işiyle
mutfakta boğuşurken bulmuştum bile. Çok değil di bu işe merak salışım da, hangi akla hizmet hazır bir pasta almadan "alın işte doğum günü pastamızda budur" diye ortaya koyacak bir pasta yapmaya kalkışmıştım. Evet mutfakta şeker hamurunu yırtılmadan açmaya çalışırken bir yandan da bu düşüncelerle boğuşuyordum. Bu güne kadar yaptığım bir kaç şeker hamurlu pastanın tam da bu aşamasında hep benzer şeyleri hissettim. Deli miyim ben neyim, niye böyle stresli bir işle uğraşıyorum. Ama iyi ya da kötü bir şekilde şeker hamurunu pandispanyanın üzerine kaplayıp aklımdaki süslemeleri yapmaya geçince tüm o karamsar halim gidiyor ve yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Ve genelde de sonuçtan memnun kalıyorum. Ve şimdi bu satırları yazarken düşünüyorum da sanırım beni bu konuda en çok çeken şey mutfakta
yaşanan o adrenalin, sonrasında ne çıkacağını merak etme, en nihayetinde de kafandaki ile mevcuttakini kıyaslama.
Aslında yazıya böyle başlamak niyetinde değildim ama işte planlananla yapılan tutmuyor her zaman birbirini. 1 sene önce aramıza katılan minik kuzu Defne'nin doğum günü de ablasının partisinden 17 gün sonra gerçekleşti. Olur da doğum günümüz ve ona olan duygularımızla ilgili yazıyı okumak isterseniz lütfen buraya buyurunuz. Ama pasta yapım macerası ile ilgileniyorsanız detaylar az sonra.....
Aslında o gün için bir değil tam iki pasta yaptım sanki bir tanesi ile uğraşmak yeterince vakit almazmış gibi. Ama yapacak başka bir şeyde
yoktu elbette, eğer küçük kızınıza bir pasta yapıyorsanız büyüğünün de istemesi kadar doğal bir şey yok bizim evde. Hem sipariş üzerine Defneninkinden güzel olması şartı ile. Pembe olacak, üzerinde kelebekler olacak ve bir de güzel bir kız bulunacak. Oldu canım daha başka emrin? diyemedim tabii elbette güzel kizim diyerek önce planlama sonra da yapım aşamalarına geçtim. 3-4 gün önce bu sefer şeker hamurunu da kendim deneyeyim diyerek Hanimiş 'ın sayfasında okuduğum şu şeker hamuru tarifini uyguladım.
- 900 gr elenmiş pudra şekeri
- 60 ml su- 3 tatlı kaşığı toz jelatin
- 170 gr (125 ml) glikoz
- 4,5 tatlı kaşığı gliserin
Jelatini bir tasa koyun ve üstüne suyu ekleyip karıştırın. En az 5 dakika öylece kalsın, bu süre içinde şişecek. Sonra benmaride başka bir kapta kaynayan suyun üstünde, ikinci bir kapta jelatini ısıtın. Şeffaf bir renk alacak ve tamamen eriyecek. Ateşten alın, içine glikoz ve gliserini koyun ve benmaride mümkün olduğunca ısıtmaya devam edin. Çok sıcak olacak ama kaynamamalı. Kaynarsa jelatin özelliğini kaybeder. Pudra şekerinin tamamını tezgaha dökün ve ortasında bir kuyu açın elinizle. Bu kuyuya jelatin ve gliserinli sıvıyı dökün. Düzgün, yumuşak ve şekil verilebilir, merdane ile açılabilir kıvama gelinceye kadar elinizle yoğurun. Hava almayacak şekilde sıkıca sarın ve en az 8 saat oda ısısında bekletin.
mutfakta boğuşurken bulmuştum bile. Çok değil di bu işe merak salışım da, hangi akla hizmet hazır bir pasta almadan "alın işte doğum günü pastamızda budur" diye ortaya koyacak bir pasta yapmaya kalkışmıştım. Evet mutfakta şeker hamurunu yırtılmadan açmaya çalışırken bir yandan da bu düşüncelerle boğuşuyordum. Bu güne kadar yaptığım bir kaç şeker hamurlu pastanın tam da bu aşamasında hep benzer şeyleri hissettim. Deli miyim ben neyim, niye böyle stresli bir işle uğraşıyorum. Ama iyi ya da kötü bir şekilde şeker hamurunu pandispanyanın üzerine kaplayıp aklımdaki süslemeleri yapmaya geçince tüm o karamsar halim gidiyor ve yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Ve genelde de sonuçtan memnun kalıyorum. Ve şimdi bu satırları yazarken düşünüyorum da sanırım beni bu konuda en çok çeken şey mutfakta
yaşanan o adrenalin, sonrasında ne çıkacağını merak etme, en nihayetinde de kafandaki ile mevcuttakini kıyaslama.Aslında yazıya böyle başlamak niyetinde değildim ama işte planlananla yapılan tutmuyor her zaman birbirini. 1 sene önce aramıza katılan minik kuzu Defne'nin doğum günü de ablasının partisinden 17 gün sonra gerçekleşti. Olur da doğum günümüz ve ona olan duygularımızla ilgili yazıyı okumak isterseniz lütfen buraya buyurunuz. Ama pasta yapım macerası ile ilgileniyorsanız detaylar az sonra.....
Aslında o gün için bir değil tam iki pasta yaptım sanki bir tanesi ile uğraşmak yeterince vakit almazmış gibi. Ama yapacak başka bir şeyde
yoktu elbette, eğer küçük kızınıza bir pasta yapıyorsanız büyüğünün de istemesi kadar doğal bir şey yok bizim evde. Hem sipariş üzerine Defneninkinden güzel olması şartı ile. Pembe olacak, üzerinde kelebekler olacak ve bir de güzel bir kız bulunacak. Oldu canım daha başka emrin? diyemedim tabii elbette güzel kizim diyerek önce planlama sonra da yapım aşamalarına geçtim. 3-4 gün önce bu sefer şeker hamurunu da kendim deneyeyim diyerek Hanimiş 'ın sayfasında okuduğum şu şeker hamuru tarifini uyguladım.- 900 gr elenmiş pudra şekeri
- 60 ml su- 3 tatlı kaşığı toz jelatin
- 170 gr (125 ml) glikoz
- 4,5 tatlı kaşığı gliserin
Jelatini bir tasa koyun ve üstüne suyu ekleyip karıştırın. En az 5 dakika öylece kalsın, bu süre içinde şişecek. Sonra benmaride başka bir kapta kaynayan suyun üstünde, ikinci bir kapta jelatini ısıtın. Şeffaf bir renk alacak ve tamamen eriyecek. Ateşten alın, içine glikoz ve gliserini koyun ve benmaride mümkün olduğunca ısıtmaya devam edin. Çok sıcak olacak ama kaynamamalı. Kaynarsa jelatin özelliğini kaybeder. Pudra şekerinin tamamını tezgaha dökün ve ortasında bir kuyu açın elinizle. Bu kuyuya jelatin ve gliserinli sıvıyı dökün. Düzgün, yumuşak ve şekil verilebilir, merdane ile açılabilir kıvama gelinceye kadar elinizle yoğurun. Hava almayacak şekilde sıkıca sarın ve en az 8 saat oda ısısında bekletin.
Tarife aynen sadık kaldım ama elimdeki yapışkanlığı bir an önce gitsin diyerek fazla pudra şekeri koymuşum nispeten sert oldu fakat çokta güzel oldu. Sonra ki 3 gün boyunca gittim geldim çıkardım ve bunu ben yaptım diyerek gururla baktım. Bir gece önce de işten gelir gelmez iki pandispanyayı pişirmeye koyuldum. Daha önceki pastamda denediğim ve Açık Büfe'den aldığım Emel Başdoğan'ın tarifini uyguladım
Kakaolu Islak Pandispanya için :
6 büyük boy yumurta (sarısı ve beyazı ayrılacak)
170 gr tozşeker
1/2 çay bardağı portakal suyu
120 gr un
40 gr kakao
Un ve kakaoyu bir kaba eleyelim. Fırını 170 dereceye ayarlay
ıp, ısıtmaya başlayalım. Yumurta sarılarını ve beyazlarını dikkatlice ayırıp iki ayrı karıştırma kabına alalım. Şekerin yarısını yumurta aklarına katalım ve mikser ile yüksek devirde yaklaşık 7-8 dakika yumurtalar sert bir kıvama gelinceye kadar çırpalım. Şekerin diğer yarısını ise yumurta sarılarına ilave ederek, yumurta sarılarının rengi açılıp, şeker içinde eriyene kadar çırpalım. Portakal suyunu yumurta sarılarına ilave ederek ve hafifçe karıştıralım.İki yumurtalı karışımı geniş bir kap içinde dikkatlice, yumurta aklarını söndürmeden, bir tahta kaşık yardımı ile birbirine yedirelim. Elediğimiz un ve kakaoyu da yumurtalara ilave ederek unlar kaybolana kadar yavaşca yine bir tahta kaşık ile karıştıralım. Yağladığımız kek kalıbına karışımı döküp önceden ısıttığımız fırında kürdan temiz çıkınacaya kadar pişirelim. Keki fırından alıp, kalıbı tel ızgara üzerinde ters çevirelim ve soğumaya bırakalım. Soğuduktan sonra kalıptan çıkaralım.
170 gr tozşeker
1/2 çay bardağı portakal suyu
120 gr un
40 gr kakao
Un ve kakaoyu bir kaba eleyelim. Fırını 170 dereceye ayarlay
ıp, ısıtmaya başlayalım. Yumurta sarılarını ve beyazlarını dikkatlice ayırıp iki ayrı karıştırma kabına alalım. Şekerin yarısını yumurta aklarına katalım ve mikser ile yüksek devirde yaklaşık 7-8 dakika yumurtalar sert bir kıvama gelinceye kadar çırpalım. Şekerin diğer yarısını ise yumurta sarılarına ilave ederek, yumurta sarılarının rengi açılıp, şeker içinde eriyene kadar çırpalım. Portakal suyunu yumurta sarılarına ilave ederek ve hafifçe karıştıralım.İki yumurtalı karışımı geniş bir kap içinde dikkatlice, yumurta aklarını söndürmeden, bir tahta kaşık yardımı ile birbirine yedirelim. Elediğimiz un ve kakaoyu da yumurtalara ilave ederek unlar kaybolana kadar yavaşca yine bir tahta kaşık ile karıştıralım. Yağladığımız kek kalıbına karışımı döküp önceden ısıttığımız fırında kürdan temiz çıkınacaya kadar pişirelim. Keki fırından alıp, kalıbı tel ızgara üzerinde ters çevirelim ve soğumaya bırakalım. Soğuduktan sonra kalıptan çıkaralım. Tarifi aynen uyguladım, pandispanya da çok güzel kabardı ama gene de bir miktar kekin sönmesine engel olamadım. Bu konudaki tavsiyeleriniz çok iyi olacaktır. Bu tarifin yarı ölçüsü ile de bu sefer kakaosuz bir pandispanya pişirdim. Hatta ilk önce onu pişirmiştim, çok müthiş kabardı ama bunun sönüşü çok fazla oldu. Unu çok azdı sanırım koymadığım kakao miktarı kadar un ilave etmeliydim tarife. Kekleri pişirdikten sonra biraz ılınınca strece sarıp dolaba koydum ve eşimle önceden verilmiş bir söz üzerine bir yemeğe katıldık. Gecenin bir yarısı geldikten sonra tüm yordunluğuma rağmen mutfağa girdim ve keklerin kremalı
hallerini hazırlamaya başladım. Kakaolu büyük keki bir ip yardımıyla 3 e böldüm. her kata fırça ile ıstımıştım olduğum kayısılı glazurden sürdum. Almış olduğum dondurulmuş frambuazları kevgirden geçirip yıkadım ve üzerlerine biraz pudra şekeri şekeri döküp beklettim. Bu arada hazır almış olduğum vanilyalı buttercream'i pastanın katlarına sürüp üzerlerine frambuazları döşedim. Son katımı da kapadıktan sonra kekin üstünü biraz soğuk sütle ıslattım. Bu arada iki katta butter cream bittiği için biraz kremşanti hazırladım, içine frambuaz aroması kattım. Pastanın dışını bu şanti ile sıvadım.
hallerini hazırlamaya başladım. Kakaolu büyük keki bir ip yardımıyla 3 e böldüm. her kata fırça ile ıstımıştım olduğum kayısılı glazurden sürdum. Almış olduğum dondurulmuş frambuazları kevgirden geçirip yıkadım ve üzerlerine biraz pudra şekeri şekeri döküp beklettim. Bu arada hazır almış olduğum vanilyalı buttercream'i pastanın katlarına sürüp üzerlerine frambuazları döşedim. Son katımı da kapadıktan sonra kekin üstünü biraz soğuk sütle ıslattım. Bu arada iki katta butter cream bittiği için biraz kremşanti hazırladım, içine frambuaz aroması kattım. Pastanın dışını bu şanti ile sıvadım. İkinci kekte ise bu sefer çilekli pembe krema kulladım ve meyve olarakta çileği tercih ettim. Aynen frambuazda olduğu gibi çileklerin üzerine de pudra şekeri serptim ama bu sefer çilekleri minik minik doğradım. İkiye böldüğüm pastayı da nihayetinde pembe kremasıyla kaplayarak
dolaba sabaha süslemek üzere dolaba koydum.Sabah pastaları gören bizim minik hatun kıyameti kopardı. Neden onunki küçükmüşte Defnenin ki büyükmüş diye. Tabi hemen bir ikna çalışması ile küçük şeylerin çok sevimli olduğu, gelen kalabalık misafirin Defnoşun pastasını yiyeceği ama buna karşılık onun pastasının ailemize özel olacağı konusunda söylenen bir takım bahanelerden sonra bizmki ikna oldu. Ben yukarıda anlattığım o duygu karmaşalarını yaşayarak kendi yaptığım şeker hamurumu açtım ve büyük pastamızı kaplamak niyetindeyken onun ancak küçüğe yeteceğine karar vererek onu kapladım. Sonra hazır şeker hamuru ve benimkinin karışımı ile de büyük olanı hazırladım. Elimdeki kalan hamurla da gıda boyalarını kullanarak renkli hamurlar hazırladım ve kalıplarımla bu süslemeleri yaptım. Bir de bir miktar royal icing hazırladım Pastacı Burcudan aldığım tarifle. Birazının içine azıcık pembe koyup yazıları yazdım. Pastalardan büyük olanının kenarını marketten aldığım

uzun yumuşak şekerlemeyle kapladım, küçük olanını ise konuya uygun çimen efektiyle. Bu arada önce Defnoşun ki süslendi ve her yerinde bol bol çiçek olduğu gözlendi ya bizimki de hemen şiparişine çiçekleri de ekledi. Yani Ezgoşun küçük pastasının o şekilde kalabalık bir süslemesinin olmasının sorumlusu tamamen kendisindedir.
Tanrım ne de uzun uzun yazmışım ama benim için önemli olan bu detayları unutmak istemediğimden kayıt altına aldım bir nevi. Biz çıkan sonuçtan memnun olduk. İlk fırsatta yeni bir pasta için ellerim kaşınmaya başladı bile. Diğer ikramlarımıza gelince. Ezgoşun doğum günündeki kadar çok şey yapmadık bu sefer. Açık havada yapılan mangalda sucuk ekmek partisi durumu kurtardı. Birde yanında bir kaç şey vardı. Bunlardan pidelerimle mozaik pastamı en kısa sürede yayınlayacağım.Sevgiler














